7 Kasım 2017 Salı

Forest of Dean kampı öncesi

Bu hafta Neva’nın okulundaki bütün beşinci sınıflar  Forest of Dean adında bir ormana kampa gidiyorlar. Tüm beşinci sınıf öğrencilerini iki gruba bölmüşler, birinci grup Pazartesi sabahı gitti, Çarşamba gecesi dönecek. Neva’nın da içinde bulunduğu ikinci grup ise Çarşamba sabahı (yani yarın sabah) yola çıkacak ve Cuma gecesi dönecek. Kamp boyunca ormanda bir kabinde kalıp gün boyu nehir kenarında yürüyüş yapıp, orman içinde çeşitli aktivitelere katılacaklar. Bu, Neva’nın bizden ayrı gideceği ilk gezi olacağı gibi, aynı anda hem anne hem de babasından ayrı geçireceği de toplasan üçüncü ya da dördüncü gecesi olacak. O nedenle bir yandan çok kaygılı ve korkuyor, öte yandan da çok heyecanlı ve istekli. Ben de bu gezinin bizim için bir eşik atlama olacağını, başarıyla gidip dönerse Neva’nın kendine güvenin artacağını düşündüğüm için kamp olayını epey önemsiyorum.

Neyse, kamp nedeniyle bu hafta Neva’nın okulunda ders namına pek bir şey olmuyor. Bu sabah ikinci gruptaki çocukları kendi okullarına yürüyerek 15 dakika mesafedeki bir ortaokulun spor merkezine götürmeye karar verdiler ve müsait olan velilerden sabah giderken ve öğlen dönerken yürüme esnasında çocuklara eşlik etmede yardım istediler. Neva da tabi “anne, nolur nolur, sen de gel” dediği için ben de mecburen gönüllü oldum. Sabah uyandık, hava kapalı, hafiften yağmur var, sıcaklık 11 derece civarı. Bir önceki gün dışarısı güneşli ama 3 derece olduğu için iyi yine diye düşündüm. Çocuklara sabah beden eğitimi kıyafetleri ile gelmelerini söylemişlerdi. Burada okul forması çok ciddi bir mesele. Çok sıkı kurallar uygulanıyor. Neva’ların okul beden eğitimi seti de kısa kollu beyaz tshirt, siyah şort ve spor ayakkabıdan oluşuyor. Ama ben sabah tabi Neva’ya “sen yine de altına bir tayt ya da eşofman altı giy, orada çıkartırsın” dedim ama o “olmaz, herkes şort giyiyor” diyerek itiraz etti. Hakikaten de burada çocuklar buz gibi havada, üstlerinde palto varken bile şort ya da kısa çorapla okula gidiyorlar. Öyle olunca, hadi dedim, çocuğu “şeeeyt etmiiim” arkadaşlarının yanında, giysin istediğini. Yanıma tayt alacaktım ama son anda evden çıkma telaşı içinde onu da unutuverdim.
Okula bir gittik ki, Neva’nın arkadaşları Neva’yı “Nevaaaa, bu nasıl kıyafet, hava buzzz gibi” diyerek karşıladılar. Bir iki erkek çocuk hariç hepsi uzun kalın tayt ya da eşofman altı giymişti. Harika! Benimki tabi ben hiç üşümüyorum ki havalarında. Neyse, başladık yürümeye, bir yandan rüzgar, bir yandan ince ince yağmur. Benim içim içimi yiyor. Normalde çok dert etmem de, tam kamp öncesi hastalanacak, sabah kalkınca midesi bulanacak, karnı ağrıyacak falan diye içim içimi yiyor. Zaten endişeli olduğu bir gezi, bir de hastalıkla daha zor hale gelmesin derdim. Ya da daha da fenası ya hiç gidemeyiverirse... 

çıplak ve çiroz bacaklı olan benimki :-)

Neyse dedim, 15 dakikalık yürüyüş sonunda spor salonuna girecekler en azından. Fakat okula bir gittik, meğer 1.5 saat kadar dışarıda futbol oynayacaklarmış.. İkinci bir harika! 



Vardığımızda sabah saat 9:30’du. 11:00’de geri dönüş yoluna çıkmak için buluşmak üzere ayrıldık. Niyetim bir kafeye gidip sıcak sıcak kahve içip kitap okumaktı ama işte ana yüreği : ) ilk iş 15 dakika mesafedeki Asda’ya yürüyüp George’dan 4 pounda siyah bir eşofman altı aldım. Halbuki evde envai çeşidi vardı. O altı bulmak için de tabi koca marketin içinde uzun uzun dolaşmak zorunda kaldım, bir türlü karar veremedim, o mu olsun bu mu olsun. Al işte bi tane di mi, yok, muhakkak bütün çeşitlere bakılıp en uygun olanına karar verilecek!

Neyse, okula geri dönmeden önce bir yarım saat kafede oturup kitabımdan üç beş sayfa okuma fırsatım oldu en azından. Sonra dönş yolu için çocukları almaya okula geri gittim, çantamda eşofman altı. Yağmur da hafif hızlanmıştı. En azından dönüşte üşümez çocuuum diye içim rahat. Bizimkiler bi geldiler, hepsi sırılsıklam. İncecik de olsa sürekli yağan yağmurun altında saçları, montları, ayakkabıları nasıl ıslanmış! Neva’yı tuttum hemen kolundan, giy hemen şunu üstüne dedim. “Anne, saçmalama, git başımdan” dedi.. Efendim arkadaşlarına rezil mi olacakmış, zaten giymek için de vakit yokmuş vs vs... Kös kös çantaya geri koydum eşofmanı. İlerde bunları okur da neler çektiğimi anlar belki diye yazıyorum işte ben de :)

Neyse, 15 dakika da geri dönüşte yürüdük. Yaklaşık 40 tane 9 yaş çocuğu hiç taşkınlık yapmadan, müthiş bir düzen içinde geri yürüdüler. Biz yardımcı veliler olmasak da olurmuş. Fakat bazı çocukların bezden spor ayakkabıları falan sırılsıklam olmuştu, ayakları donmuş, kendileri söylerken duydum. Türk kafası işte ama kardeşim, bu çocuklar yarın iki günlüğüne orman kampına gidiyorlar, bugünden bunları böyle üşütüp hastalık riski almanın ne alemi var, öyle değil mi ama?




11 Mart 2016 Cuma

Yepyeni bir Poppy's Adventures

Bildiğiniz gibi Poppy 6 yaşlarında tatlı bir kız çocuğu ve Poppy bizim miniklerin İngilizce öğrenmesine yardımcı oluyor.  Uzun bir süre önce ilki çıkan uygulamanın ikincisi de çıkalı epey oluyor ama ne yazık ki tanıtım yazısını yazmak ancak bugüne kaldı.

İçeriğini yine benim oluşturduğum, OIP'in enfes çizimlerinin Özgüranne'nin teknoloji becerisiyle buluştuğı Poppy's Adventures 2 işte karşısınızda.  Uygulamayı App Store'dan ücretsiz olarak iPad'inize indirebilirsiniz. Uygulama ne yazık ki şu anda yalnızca iPad'lere yüklenebiliyor.






Poppy's Advenntures adlı uygulamanın temel hedefi okul öncesi çağda olup henüz okuma yazma bilmeyen çocuklara çevrelerinde karşılaştıkları basit nesnelerin ve temel kavramların İngilizcesini, onlar için anlamlı bağlamlar içinde ve doğru telaffuzlarıyla birlikte eğlenceli bir şekilde öğretmek. Bu ikinci uygulamada çocuklar yine Poppy ve ailesi aracılığıyla hava durumu, iklimler, hava durumuna uygun kıyafetler ve bazı yiyeyecekler üzerine belli başlı kelimeleri dinleyerek, okuyarak, kendi seslerini kaydederek ve oyun oynayarak öğrenecekler.











Yorumlarınızı ama daha da önemlisi miniklerin yorumlarını merakla bekliyorum :)

20 Ocak 2014 Pazartesi

ev yapımı uygulama: Poppy's Adventures

Bunca zaman yazmayıp şimdi böyle güzel ve beni çok heyecanlandıran bir haberle dönmek bloga... Yeni, halis muhlis ev yapımı bir uygulamamız var artık sizlerle paylaşmak istediğim: Poppy’s Adventures!


Şimdi biraz arka plan: Malum Neva 3-4 yaş civarlarındayken bol bol tablet bilgisayar uygulaması inceleme olanağım oldu. O zaman kendi bakış açım, biraz mesleki bilgim ve gözlemlerimle hangi uygulamaların o yaş grubundaki çocuklar için eğitici, öğretici ve eğlendirici olduğunu yazmıştım. Bu sırada bu uygulamaların özellikle bu yaş grubundaki çocuklara yabancı dil öğretme potansiyeli oldukça cazip gelmişti bana. Lingu Pingu, Toddler Flashcards, iTot Flashcards gibi kelime öğretmeyi hedefleyen basit ama etkili uygulamalar favorim olmuştu. Peki ama bu uygulamaların çocukların yabancı dil öğrenmesi üzerinde gerçekte nasıl bir etkisi vardı? Bunu incelemek için bir araştırma projesi yazmaya karar verdim. Piyasadaki uygulamalar yerine kendim bir uygulama geliştirip, bakmak istediğim noktalara bakmak daha uygun olacak gibiydi. Neyse ki B.Ü Bilimsel Araştırma Projeleri finansal destek talebime olumlu cevap verdi. Kafamda dağınık fikirler vardı, büyük ideallerle yola çıkmıştım. Ancak elbetteki yazılımın geliştirilmesi ve grafik tasarımın yapılması en az içerik kadar önemliydi ve bu işi hem seven, hem bilen, hem de hevesli birileriyle çalışmak gerekiyordu. En azından 2 sene önce Türkiye’de tablet uygulama geliştirme işi hala ilk adımlarını atıyordu sanırım, bir de üstelik tam o sırada hararetlenen Fatih Projesi ile sular iyice bulanmıştı. Düzgün ve istediğim gibi bir hizmet sağlayıcı bulmakta çok zorlandım. Maliyetler inanılmaz yüksekti, oysa benim çok kısıtlı bir bütçem vardı. Öyle görünüyordu ki bu iş neredeyse gönüllülük esasına dayanarak yapılacaktı. İşte tam da bu noktada daha önce Gideros Mobile ile Bir Kar Masalı ve Filin Banyosu gibi iki başarılı projeye imza atmış çok sevgili Özgüranne ve OİP ile bir araya geldik. Karşılıklı fikir alışverişleri ve birlikte heyecanlanmalar sonunda yaptığı işi bu kadar seven, iyi bilen, hem girişimci, hem dost iki kişiyle, Özgüranne ve OİP ile birlikte yola çıktık böylece.

Uygulamanın içeriğini ben yazdım. Çok kapsamlı ve mükemmel bir uygulama olma iddiası yok ancak biraz sonra bahsedeceğim bazı özellikleriyle çocuklara anlamlı ve doğal bir şekilde İngilizce kelime öğretmeyi hedefliyor ve kısa bir süre sonra yapacağım araştırmayla da zaten empirik veri toplayarak bu özelliklerin ne derece başarılı olduğunu görmeyi amaçlıyorum. Uygulamanın grafik tasarımını OİP yaptı. Her bir sahnenin her ayrıntısını özenle, titizlikle, emekle çizdi, hepsine ince zevkini kattı. Süreç içinde yapılan çizimleri parça parça gördükçe heyecandan yerimde duramıyordum. En sonunda da öyle harika bir iş çıkardı ki, şahsen ben bakmaya doyamıyorum. Programlamayı, yani işin bel kemiğini Özgüranne yaptı. Sabırla benim “şöyle olabilir mi, böyle olsa nasıl olur?” sorularımı cevapladı, harika fikirler ortaya koydu, hiçbirşeye “aaa, yok onu yapamam” demedi, olurunu bulmak için emek verdi, büyük bir titizlikle çalıştı ve başka söze gerek var mı bilmem, uygulamaya can verdi. Ve üçümüz birlikte, araya giren doğum, hastalık ve diğer iş yoğunluklarına rağmen, huzurla ve zevkle çalıştık. Tabi bir de seslendirmeciler var bu uygulamaya ses veren. Hepsi dostlarımız ve dostlarımızın çocukları ve hepsinin de anadili İngilizce. Onların da katkısı çok ama çok değerli. Sonuç olarak ortaya çıkan ürün bizim hoşumuza gitti.  Dileriz siz de beğenir, faydasını görürsünüz. J

Uygulama ne yazık ki şu anda yalnızca iPad üzerinden indirilip kullanılabiliyor. Amacımız kesinlikle herhangi bir firmanın ürününün promosyonunu yapmak değil. Ama bize tanıdık olan ve sık kullandığımız bir platform seçmek zorundaydık, iPad oldu. Dediğim gibi bu uygulama kısıtlı bir bütçeyle, çoklukla gönüllülük esasına dayalı şekilde geliştirildi. Eğer severseniz ve ileride yeterli zaman olursa Android versiyonunu da geliştirmeyi istiyoruz (yaşasın Özgüranne J).



Şimdi biraz da uygulamanın içeriğinden bahsedeyim.

Poppy’s Adventures, Poppy adında 6 yaşında bir kız çocuğunun maceralarını anlatıyor. Temel hedefi okul öncesi çağda olup henüz okuma yazma bilmeyen çocuklara çevrelerinde karşılaştıkları basit kelimelerin İngilizce karşılıklarını, onlar için anlamlı bağlamlar içinde, doğru telaffuzlarıyla birlikte öğretmek. Bunu yaparken bu yaş grubundaki çocukların en iyi bildiği ortamlar olan ev, okul ve oyun parkından yararlandım. Araştırma amaçlı bir uygulama geliştirme fikri ortaya ilk çıktığında niyetim en az 5-6 modül geliştirmekti, ancak eldeki şartlarla şimdilik yalnız bir modül geliştirebildik. Bu araştırma için tasarlanan eğitim modülünün (bu uygulama) hedefleri arasında şunlar var:
•           Çocuklara yakın çerverelerinde (oyun parkı, ev ortamı, sınıf ortamı vb.) yer alan nesnelerin İngilizce isimlerini öğretmek
•           Çocuklara aile bireyleri, arkadaş ve öğretmen gibi kelimeleri öğretmek
•           Çocuklara merhaba, günaydın, iyi günler vb. basit selamlaşma cümlelerini öğretmek..
İmkan olur da ilerde yeni modüller geliştirebilirsek başka kalıplar ve sık kullanılan başka kelimeleri de öğretmeyi istiyoruz.

İlk üç sahne olan ev, okul ve oyun parkında anlatıcı çocuklara bu ortamları anlatıyor. İngilizce’yi hiç bilmeyen bir çocuğun bu cümleleri anlaması elbette imkansız ancak burada amaç çocuğun ilk dinleyişinden çok, daha sonraki dinleyişlerinde tanıdığı kelimeleri aradan duyup yakalaması ve bağlantılar kurması. Uygulama henüz okuma yazması olmayan çocuklara yönelik olduğu için yazılı hiçbir materyal kullanmadık ama ileri bir versiyonda anlatıcının söylediklerinin altta bir bantta yazılı olarak görülmesi, hatta o anda söylenen kelimelerin farklı bir renkle çocuğa gösterilmesi de faydalı olabilir. Ayrıca her sahnede çocuklar resimdeki nesnelerin (kitap, bilgisayar, salıncak, kapı, suluboya vb.) üzerine dokunduğunda o nesnenin ismini İngilizce olarak duyabiliyor.

Poppy evde

Poppy okulda

Poppy oyun parkında

Bu üç sahneden sonra Poppy’nin doğumgününün anlatıldığı, 5 ekrandan oluşan kısa ve basit bir hikaye var. Bu hikaye esnasında da çocuklar anlatıcının anlattığı hikayeyi dinliyor, karakterlerin üzerine dokunarak onları konuşturuyor, nesnelerin üzerine dokunarak İngilizce söylenişlerini duyabiliyorlar. Çocuklar bu hikaye esnasında daha önce öğrendikleri kelimeleri bir bağlam içierisinde tekrar duyma imkanı buluyorlar. Bu hikayede de, uygulamanın diğer tüm kısımlarında da resimlerde geleneksel aile rollerinin biraz dışına çıkmaya çalıştık.



Hikayeyi, çocukların çok seveceğini düşündüğüm Flashcards kısmı takip ediyor. Burada, önceki sahnelerde yer alan ve o bölümlerde çocukların adını duyduğu otuz küsür kadar nesne bağlam dışında tek tek çocukların karşısına çıkıyor. Çocuklar otomatik olarak o nesnenin adını anadili İngilizce olan seslendirmeciden duyuyorlar ve daha sonra sol üst köşedeki mikrofona dokunarak kendileri de tekrarlıyor ve otomatik olarak kendi telaffuzlarını dinleyebiliyorlar ve işin güzel tarafı bunu diledikleri kadar çok tekrar edebilirler. Burası Neva’nın en çok eğlendiği bölüm oldu.



(Arkada cıvıltıları duyulan minik kuş da bizim iki numara olur bu arada :-) )

Oyun kısmında ise önce üç bölümden oluşan bir gölgeli yapboz var. Uygulamanın başında yer alan ilk üç sahne bazı boşluklarla çocuğa sunuluyor. Fondaki ses çocukları istenilen nesneyi doğru yere yerleştirmesi için yönlendiriyor. Bu aşamaya kadar sadece anlatıcıyı dinleyen çocuklardan bu defa biraz daha aktif bir rol almaları ve duydukları ses ile ekranda gördükleri resmi eşleştirerek doğru nesneyi seçip yerine yerleştirmeleri isteniyor. Çocuklar doğru nesneyi yerleştirene kadar yönerge tekrarlanıyor.



En sonda ise 8 karttan oluşan bir hafıza oyunu var. Çocuk kapalı olan kartlara dokununca kart açılıyor ve üzerinde görülen resmin İngilizce olarak ismi söyleniyor. Çocuk aynı iki kartı bulunca o kartlar ekrandan kayboluyor. Bu kısmı bu kadar dar tuttuğumuza ben sonradan çok üzüldüm. Kelimeleri pekiştirmek anlamında oldukça faydalı olduğuna inandığım bir bölüm burası.



En başta belirttiğim gibi bu aslında araştırma amaçlı geliştirilmiş bir deneme uygulaması. Faydalı olacağına inandığımız epey bir bölüm var ama tabi bu konuda araştırma yaptıktan sonra konuşmak daha doğru olur. Yalnız geçen gün Neva heyecanla “anne, hani şu parklarda ellerimizle tutunarak ilerlediğimiz şey var ya, onun İngilizcesi ne biliyor musun? Monkeybaaaar!” diyince doğru yolda olduğumuzu bir kez daha anladım.

Sonuç olarak eğer cihanız varsa, çocuklarınız hedef yaş grubuna uyuyorsa ve uygulamayı indirip de çocuklarınızla kullanırsanız lütfen olumlu ve olumsuz yorumlarınızı bize iletmeyi unutmayın.   



17 Mayıs 2013 Cuma

geri sayım


Onca zaman yazmayıp yazmayıp bugün bilgisayarın başına tam da bloga yazmak niyetiyle oturmam neden acaba? Sorumluluk duygusu mu, vicdan azabı mı? Yoksa haksızlık ediyorum hissi mi? Bu blog, bundan  5,5 sene önce tamamen kişisel paylaşımlar yapmak amacıyla kurulup, kısa sürede önce bir anne-çocuk, sonra bir miktar mesleki bilginin paylaşıldığı bir bloga evrildi, ve sonunda biraz “genre”sını kaybetmiş, daha doğrusu netleştirememiş olmanın verdiği huzursuzlukla yaklaşık bir senedir de arafta kaldı. Üstelik yazmadıkça yaz-a-mamak her blogcunun iyi bildiği bir durumdur. Yazmak için sadece niyetlenmek yetmiyor, bilgisayarın başına oturmak, parmakları klavyede dolaştırmak, emek harcamak şart.
                               
Bu süre içinde Neva epey büyüdü. Artık 4 yaş 9 aylık koskoca bir çocuk o. İlk zamanlar zihnimizi dolduran uykusuzluk, tuvalet vs gibi sorunlar yerini hangi okul, nasıl bir okul gibi sorulara bıraktı. Dertlerimiz büyüdü, dallandı budaklandı. Yine de Neva’nın bu ilk çocukluk dönemini küçük bebeklik dönemine tercih ettiğim kesin. Kurduğumuz iletişim, onun kendi başına ve tamamen kendi şahsına münsahır bir birey oluşunu izlemek, arada kaygılansak da genelde içten içe gururlanmak pek güzel.

Ve bu arada bebek sayacı ikinci bebeğimizin beklenen doğum tarihine tam 15 gün kaldığını belirtiyor. Beklenen doğum tarihi 1 Haziran, yarın sabah itibarıyla ben artık 38 haftalık bir hamile olacağım ve bu saatten sonra minik kuzu gelmeye kalksa bile erken doğum sayılmayacak. Günler, haftalar nasıl geçti bilmiyorum. Küçük kızım hiç üzmedi beni diyebilirim. Sadece gebeliğin başlarında oldukça yüksek çıkan beta hcg değerlerime rağmen ultrasonda görüntülenemeyen bebek kesesi azcık yüreğimizi hoplattı. Ama doktorların “fazla ümitlenmeyin, kese çok iyi görünmüyor, bu bebek gelişmeyebeilir” demesine rağmen sapasağlam, sorunsuz bir şekilde, kendi kendine büyüdü miniğim. Bu hamilelikte de ne bir bulantı, ne koku hassasiyeti, ne uyku hali yaşadım. Bu defa maddi ve manevi kaygıların biraz daha yoğun olduğu, hali hazırda evin içinde büyümekte olan ilk çocuğumuzun da etkisiyle üzerine fazla düşünmeye vakit bulunamayan ama herşeye rağmen çok keyif aldığım ve sona yaklaşıyor diye üzüldüğüm bir hamilelik yaşıyorum. Önce küçük kızıma, sonra bana her anlamda hep destek veren sevgili Kompozit’e elbette ve tabi inanılmaz bir algı açıklığıyla bir kardeş sahibi olacağını daha ilk günden farkeden, bu konuda hiç sorun çıkartmayan, hatta kendince bir takım hazırlıklar yapan Nevacığıma bana bu güzel deneyimi yaşattıkları için çok teşekkür ederim : )


Sayaç 15 gün diyor ama aslında doktorumuzla birlikte belirlediğimiz planlı sezaryen tarihine sadece 11 gün kaldı. Eğer minik, bir süpriz yapıp erken gelmeye kalkmazsa 28 Mayıs, Salı sabahı aynı Neva'da olduğu gibi spinal anestezi ile İncirli Ethica Hastanesi'nde dünyaya getireceğim küçük kızımı. Plan böyle ama hayat ne gösterecek bilinmez. Planlı sezaryenden yana içim hiç rahat değil, en azından doğum kendiliğinden başlasın, kızım doğacağı güne ve tarihe kendisi karar versin istiyorum ama doktoru bu konuda ikna etmek zor ve sağlık konusunda herhangi birşeyde fazla ısrarcı olmak da beni korkutuyor. SSVD’ye dair yazıları, pozitif doğal doğum hikayelerini okuyor, iç geçiriyorum ancak yeterince cesur muyum bilemiyorum. Sezaryen için 39. haftanın ortasına kadar beklemeye ikna edebildim doktorumu. İçten içe dileğim o zamana kadar doğumun kendiiğinden başlayıp, sağlıkla ilerlemesi.

Böyle doğuma sadece günler kala benim heyecanım da dorukta. İlkinden farklı ve daha yoğun hissettiğim bir heyecan bu! İnsanın başına neler geleceğini biliyor olmasının verdiği kaygı dolu bir heyecan. Hamilelik ve bebeğe hazırlanmanın romantik bir tarafı var. Bebeğin cicili bicili kıyafetlerine (hemen hepsi ikinci el bile olsa), yatacağı yatağa falan bakıp romantik hayaller kuruyor insan. Ama doğum sonrası Pandora’nın kutusu açılıyor, ayaklar yere basıveriyor. Uykusuzluk, yorgunluk, fiziksel acı, beklenmedik durumlar vs. derken zorlu bir maraton başlıyor. Hem de öyle kolay kolay bitmeyen bir maraton. İlk hamilelikte insanın tahayyül edemediği, mümkün değil tahmin edemeyeceği bir durum bu. Ben Neva'nın ilk 3-4 ayını dehşetle hatırlamıyorum. Neva o ilk aylarda güzel uyuyan bir bebekti, benim hormonlarım bana tuhaf oyunlar oynamamıştı, çok şükür sağlıktan yana bir sorunumuz olmamıştı. Herşey yolunda gitmişti yani. Ama 4 aydan sonra (ve 3,5 yaşına kadar) Neva her gece en az 4-5 kere uyanmaya başlayınca uykusuzluktan ve yorgunluktan çıldıracak gibi olmuştum. Eşim ile birbirimizi yememiz, uykusuzluğun getirdiği mutsuzluk ve depresyon hali, bebekten başka hiçbirşey yapamamak, ayağımda koca bir pranga varmışçasına bağlanıp kalmışlık hissi... Sonrasında bunları yaşadığımı net bir şekilde hatırlıyorum. Ama 3,5 yaşla birlikte uykunun düzene girmesi, bez, biberon vs. gibi bebekliğe dair alışkanlıkların sona ermesi, Neva'nın artık laftan anlıyor olması, bize arkadaşlık ediyor olması, karşımızdaki birey hali ile bizi hayrete düşürüp, hayranlığa uğratıyor olması mucizevi birşeydi. Hala yoruluyor olsak da Neva'lı hayatımızda tutturduğumuz çok güzel bir ritim var artık. Ben tek başıma seyahatlere çıkabiliyor, Neva ile yurtiçi ve yurtdışında hep birlikte rahatlıkla gezebiliyor, birlikte gece geç saatlere kadar arkadaşlarımızla vakit geçirebiliyor, konserlere, tiyatrolara gidebiliyoruz. Gidebiliyor-duk... Ne yalan söyleyeyim yeni bebeğin gelecek olması ile aynı yorucu maratona tekrar başlayacak olmak korkutuyor beni. Ama öte yandan hayatımıza katacağı zenginlik de bir o kadar ve hatta daha fazla heyecanlandırıyor. Bu hayatta iki tane kızımın olması, onların birbiriyle iyi dost olmaları ihtimali bile benim için gerçek olamayacak kadar güzel bir hayalin vücut bulması sanki. İnşallah sağlıkla aramıza katılır miniğimiz ve sağlıkla büyütürüz her ikisini de.

10 Temmuz 2012 Salı

Birşeyler yapma zamanı: Başka Bir Okul Mümkün!



Çocuğu olan her sorumlu bireyin kafasını kurcalayan, aklını tırmalayan, kimi zaman soluksuz bırakan en kaçınılmaz sorulardan biridir çocuğunu hangi okula göndereceği sorusu. Bu konuda en alternatif düşünen velilerin bile pekçoğu çokça sızlanır, şikayet eder, bir miktar araştırma yapar, en sonunda vakti gelince de imkanı olmayanlar yakınlardaki bir devlet okuluna, imkanı olanlar ise "ne yapalım, sistem böyle!" diyerek güçlerinin yettiği bir özel okula verirler çocuklarını. Ama artık "ne yapalım sistem böyle" dememek için çok çok umut verici bir girişim var önümüzde. Burada daha önce de bahsettiğim  bir grup akademisyen ve velinin girişimiyle henüz kurulma aşamasında olan ve kar amacı gütmeyen bir özel okul olan Başka Bir Okul Mümkün Girişimi. İçinde olmaktan gurur duyduğum, düşüncesi bile yüreğimi ferahlatan bir girişim. Türkiye'deki eğitim sisteminin iyice sarpa sardığı şu günlerde bambaşka bir çalışma.

BBOM'un bu defaki tanıtım toplantısı 15 Temmuz 2012, Pazar günü saat 17:00-19:00 arasında Boğaziçi Üniversitesi, Demir Demirgil Salonu'nda olacak. Saat 19:00-20:00 arasında ise bir kokteyl yapılacak. Serkan Kırmızı toplantıya gelen çocuklarla orta sahada (ya da duruma göre daha uygun bir mekanda)Davulumdan Masallar etkinliği yapacak. Çocuğunuz olsa da olmasa da gelin, tanışalım, hep birlikte sadece Başka Bir Okul'u değil, Başka Bir Dünyayı Mümkün kılmaya çalışalım.
 
BBOM'un resmi davet yazısını da buraya ekliyorum. Hepinizi bekliyoruz :-)
 
************************************
 
Merhaba;


Başka Bir Okul'u mümkün kılmak adına çok çalıştık, çok koşturduk. Sonuçta hatırı sayılır bir yol aldık. Niyetimiz, çabamız 2013 yılının Eylül ayında okulumuzun kapılarını aralamak.

Bugüne dek neler yaptık, bundan sonra nelere ihtiyaç var sizlerle paylaşmak, konuşmak istiyoruz. Aramıza katılmak isteyip bugüne dek fırsat bulamamış, vakit ayıramamış arkadaşlarımıza yer açmak, yeni dostların enerjisiyle sorunları daha hızla aşmak istiyoruz.

"Başka Bir Okul" hayalimizi, kat ettiğimiz mesafeyi ve şimdi bizi nelerin beklediğini paylaşacağımız Dayanışma ve Tanışma Toplantısı'nda hepinizi aramızda görebilmek umuduyla.

Toplantımıza tabi ki çocuklarımız da davetli. Toplantı boyunca Serkan Kırmızı "Davulumdan Masallar" atölyesiyle onlarla birlikte olacak.

Yer: Boğaziçi Üniversitesi, Güney Kampüs, Demir Demirgil Toplantı Salonu
Tarih: 15 Temmuz 2012, Pazar
Saat: 17:00 - 20:00

Sorularınız ve daha fazla bilgi için aşağıdaki iletişim bilgileri üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Dayanışmayla;
Feyza EYİKUL
Koordinatör
Başka Bir Okul Mümkün Derneği
İletişim Ofisi:Sinanpaşa Mah. İlhan Sok.
Pembe Rüya Apt. No:15 D:4
Beşiktaş/ İstanbul
Gsm: 533 383 4316

4 Mayıs 2012 Cuma

Sezuan'ın İyi İnsanı

Dün akşam bir ilki daha gerçekleştirdik Neva ile, ilk kez birlikte bir yetişkin tiyatro oyununa gittik. Hem de akşam 19:30 da başlayan, iki perde ve toplam iki saatten uzun süren bir oyuna... Boğaziçi Üniversitesi Oyuncularının sahneye koyduğu Bertolt Brecht’in “Sezuan’ın İyi İnsanı” adlı oyuna gittik. Son iki senedir Boğaziçi Üniversitesi Folklor Klübü’nün sahnelediği danslı müzikal oyunlara zaten Neva ile birlikte gidiyor ve çok güzel vakit geçiriyorduk ama tabi geçen sene tiyatro için hala biraz erkendi. Bu sene iyi ki birlikte gitmeyi denemişiz.

Toplumdaki yozlaşmanın “iyi insan”ın deneyimleri çerçevesinde anlatıldığı epik tiyatro tarzındaki oyun çok başarılıydı bence. Oyuncular, kostümler, koreografi, müzkiler hepsi harikaydı. Neva iki saat boyunca sıkılmadan oturdu diyemem tabi. Neyse ki en önde oturuyorduk, arada sırada ayağa kalktı, biraz yürüdü, sahneye yanaştı falan ama kimseyi rahatsız etmedi. Oyunla ilgili sorular sordu sık sık. Sonrasında da bana defalarca anlattırdı oyunda neler olduğunu : ) Sanırım daha önce birçok kere tiyatroda çocuk oyunlarına gitmiş olması bu deneyimi bu kadar rahat atlatmamıza yardım etti.


Oyun sonrasında sahne tozunu yutmayı da unutmadı. Sahneye çıkıp şarkı söyleyip selam bile verdi, tabi seyirciler gittikten sonra : -)


Eğer imkanınız varsa, Sezuan’ın İyi İnsanı 9 Mayıs Çarşamba akşamı, saat 19:30’da, Boğaziçi Üniversitesi, Demir Demirgil Salonu’nda son kez oynayacak. Biletler 12 TL.

10 Nisan 2012 Salı

ten in the bed

İngilizce'de sayıları öğretmek için çok eğlenceli bir şarkı: Ten in the Bed



Ayrıca en az 10 çocuğun olduğu bir sınıfta ya da oyun grubunda da rahatlıkla uygulanabilecek çok eğlenceli bir sınıf aktivitesi :-)



Şarkının sözlerini buraya tıklayarak görebilirsiniz.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...